Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
Etimolojik Açıdan
Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages

 

 

Son Eklenenler

 

 

 

 

 

 

Kavun

16 Aralık 2019

     Kavun sözcüğünün Türkçe ve Türkçeyle akraba dillerde benzer şekillerde kullanıldığı görülmektedir.  Kutadgu Bilig’te kagun ve Kaşgarlı Mahmud’un sözlüğünde kağun olarak yer almaktadır. Türkmence gāvun, Azerice gavun, Kazakça qawın, Özbekçe kāvun, Başkırtça kavın, Kırgızca kōn, Tatarca kavın, Uygurca koğun demektedirler.  Kıpçaklar bu meyveyi kawun diye telaffuz ederlerdi. Söz konusu meyve, Karakalpaklarda kawın şeklinde kullanılmıştır. Dil bilimci Räsänen, Türkçe ve Türkçe ile akraba dillerdeki kavun ve benzeri kelimeleri Moğolcadaki ġaun ile karşılaştırarak, Moğolcadaki ġaun’un Tibetçedeki ‘ga-gon’ ya da ‘kau’ sözlerinden gelmiş olduğu sonucuna varmaktadır (Martii Räsänen, “Versuch eines etymologischen Wörterbuchs der Türksprachen”, Helsinki 1969/Helsinki 1971; s.220). Ramstedt, Moğolca ģaun kelimesinin Çinceden alınmış olabileceğini öne sürmektedir (G. J.  Ramstedt, “Kalmuckisches Wörterbuch”, Helsinki 1935, s.156-b).

     Türklerin ve Orta Asya’nin diğer kavimlerinin kavunu yüzyıllar öncesinden bu yana bildikleri anlaşılmaktadır. Eski Türkler ‘kavun’u kagun şeklinde telaffuz ediyorlardı. Zamahşarî el-Hvarizmî’nin XII. yüzyılda Hvarezm lehçesiyle yazmış olduğu “Mukaddimetü’l-Edep” adlı kitabında Harzemşahların da kavun sözcüğünü kullandıklarını görmekteyiz (Zamahşarî el-Hvarizmî, “Mukaddimetü’l-Edep”, çev. Nuri Yüce, TDK Yay., 2. Baskı, Ankara 1993, No:98/7’de). Sıra numarası belirtilen yerde “oydı kavun-nı” ibaresinden Harzemilerin kavun sözcüğünü telaffuz ettiklerini anlamaktayız.

     Orta Asya Türklerinin kagun sözü Batı Türkçesinde kavun şekline dönüştü. Codex Cumanicus”ta Kumanların kavun sözcüğünü telaffuz ettiklerini belirlemekteyiz. Kumanlar Avrupa’da yaşıyorlardı. Kaşgarlı Mahmud, kavun tarlalarına “kagunluk” denildiğini aktarmak tadır (Kaşgarlı, DLT, I/504). Yukarı Fırat bölgesi Kürtçesinde qawun sözü ifade edilirken, Farsça harbuze sözünden farklı oluşu dikkatimizi çekmektedir. Araplar ‘kavun’a şamam diyorlar. Bununla birlikte, bir kısım Arapların qāwûn şeklini tercih ettiklerini belirlemekteyiz.

     Kagun, Kağun, kawun ve benzeri sözcüklerin Eski Türkçedeki kağ/koğ (=içi boş olmak) ile ilişkili olduklarını söylemek mümkündür. Kuzeybatı Kürtçesinde kov (=içi oyuk olan), kovık (= içi oyulup kurutulmuş olan patlıcan ve biber) sözleriyle Türkçedeki benzer sözler arasında etmolojik açıdan bir ilişkinin olduğu kanısındayım. Bahaeddin Ögel, “Türklerden uzak olan Moğol kavimlerinin bazıları ise kavuna, gun veya gova derler. Kavunu uzaktan tanıyan Moğollara gelince, onlar da kavun için tarbos deyip geçmişlerdir”demektedir (Bahaeddin Ögel, “Türk Kültür Tarihine Giriş II”, Kültür ve Turizm Bak. Yay., Ankara 1985, s.229).

    Kavun sözcüğüne temel oluşturan koğ, kov, kav, kağ ve benzeri kök sözcüklerin aslında yaygın bir coğrafyada kullanıldıkları görülmektedir. Kürtçede kovık (içi oyulmuş olan patlıcan ya da biber) sözünün aynı, Peştucada kovık (içi oyuk) diye bilinmektedir. Kavunun içinde bir boşluk ve bu boşluğun içinde az miktarda su ve çekirdek yer almaktadır. Kavun sözcüğünün, konu edindiğimiz meyvenin bu özelliğine istinaden kullanılmış olduğu kanısındayım. Türkçedeki kof sözcüğü de yukarıdaki benzer sözcüklerle bağlantılıdır. Buna karşın, Hasan Eren, kavun sözü için “Kökenini açık olarak bilmiyoruz” demektedir (Hasan Eren, “Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü”, Ankara 1999, s.220). Eren’in bu konuda haksız olduğu söylenemez. Çünkü, kav, kov, kof ve benzeri sözcükler yalnız Türkçe ve Türkçeyle akraba dillerde konuşan halklarda değil; bu halklara mücavir alanlardaki Aryan halklarda da görülmektedir.