Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Etimolojik Açıdan
Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content

 

 

 

 

 

 

 

 

Lebaleb

26 Şubat 2021

      Özgün karşılığıyla ‘dudak dudağa’ demektir. Farsça leb (=dudak) sözcüğünün Pehlevice lab (=dudak) kelimesinden dönüşmüş oduğu anlaşılmaktadır. Kürtçe lêv, Tacikçe lab, Beluçice/Beluçça (<Balōçi) lap, Urduca lab sözcükleri de ‘dudak’ diye biliniyor. İranî Dillerden Batı Dillerine de intikal ederek Latincede ‘dudak’ karşılığında lab/ia, lab/rum, labell/um ve labium şekilleriyle yerleşmiştir. Latince labiōsus ise ‘dudaklı’ karşılığında ifade edilmiştir. Sanskritçe lap (=çene çalmak) ve lapati (=gevezelik), Eski İranî Dillerden intikalen ifade edilmiş olabilir.

   İngilizce lip (=dudak), labium (=alt dudak) ve labial (=dudaksıl, dudak) sözlerinin yanı sıra, Almanca lippe, İtalyanca labbro, Portekizce lábio, İspanyolca labio, Flemenkçe ve Lüksemburgca lip, Fransızca lèvre, Litvanca lupa, Letonca lūpas, İsveççe läpp, Norveççe leppe, Danca læbe, İrlandaca liopa, Korsikaca labbra sözleri ‘dudak’ karşılığında telaffuz edilmektedir. Ayrıca, Türkçeye yakın dillerden Özbekçeye leb ve Uygurcaya lev şekliyle intikal etmiştir. Farsça leb (=dudak) kelimesine istinaden birçok söz kullanılmıştır. Bu sözler Osmanlıcada da yer almıştır. Leb-i handān (=gülen dudak), leb-i cū (=ırmak dudağı, ırmak kenarı), leb-i sāgar (=kadeh dudağı, kadeh ağzı), leb-ā-leb (=dudak dudağa), leb-ber-leb (=dudak dudağa), leb-be-leb (=dudak dudağa), leb-beste (=dudağı bağlı, suskun), leb-rîz (=dudağına/kenarına kadar dolu, taşıcı), leb-seng (=taş dudaklı/dudağı taşlaşmış, suskun), leb-cünbān (=dudak oynatan, konuşan) ve leb-i deryā (=deniz dudağı/deniz kenarı) gibi. Farsçadan alınarak Osmanlıcada kullanılan kimi sözler ise leb son ekliydi: Şeker-leb (=şeker dudaklı/tatlı dudaklı), gonce-leb (=gonca dudaklı) gibi.

      “Bir bahr-ı cevāhir içre daldım/ Ben muktedir olduğumca aldım/ Bir katredir ancak aldığım hep/ Deryā yine durmada leb-ā-leb” (Ziyā Paşa). Şairin burada sözünü ettiği bilgidir. Yaşadığım sürece gücüm oranında bu bilgiden alabildim; ancak, aldıklarım bir damla kadardır, deniz yine tamamen doludur demektedir. Burada leb-ā- leb (=dudaktan dudağa) doluluk oranı, zamanla ağzına dek dolu karşılığında dile getirilmeye başlanmıştır. “Elin elimde saçın tārumār sinemde/ Gözüm gözünde lebim lâ’l-i gül-feşānında” (Tevfik Fikret). Şairin ‘lâ’l-i gül-feşān’ deyimi ‘gül saçan dudak’ karşılığında söylenmiştir. Şairlerin dizelerinde uzunca bir süre lâ’l sözcüğü sadece ‘dudak’ diye algılanmıştır.