Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
Etimolojik Açıdan
Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages

 

 

 

 

 

 

 

 

Subay

9 Ocak 2020

     Orduda asteğmen ve üst rütbede olanların genel adı. Eski Türkçe (=asker) ve bey sözlerinden oluştuğu söylenmektedir. Buna göre, Sü-beyi ya da sü-bey sözü zamanla su-bay şeklinde telaffuz edilmeye başlanmış. Aynı şekilde, ‘alay beyi’ sözü albay şekline dönüşmüştür. Orta Çağda Türk silahlı birliklerinde sü-başı (=asker-başı) unvanı yaygındı. Selçuklu devletinin kurucusu Selçuk Bey bir sü-başı idi. Oysa, sü-bay adıyla bir unvan mevcut değildi. Bana göre, subay adının etimolojisine dair söylenenler bir yakıştırma olabilir. Selçukluların ve Osmanlıların sipahileri vardı. Sipahi sanıldığının aksine ‘asker’ karşılığında değil ‘atlı’ demekti. Farsça esb, Kürtçe hesb, Tacikçe asp ve Sinhalice asvaya sözleri ‘at’ diye biliniyordu. ‘Atlı’ karşılığındaki Farsça Esbai, Kürtçe hespai sözleri zamanla sipahi (=atlı) şeklinde telaffuz edilmiştir. Sipahi ya da sipah sözünün İngilizcede kullanılan şekli sepoy idi.  Subay sözünün de bu söze uydurularak ifade edlmiş olduğunu sanıyorum. Osmanlı döneminde subay yerine zâbit deniliyordu. Fransızlar sepoy (sipahi) sözünü cipaye/cipay şeklinde yazarken, İngilizler sepoy ya da sipoy şeklinde yazdılar. Sonraları Fransızlar spahi derken hep süvari birliklerini ifade etmişlerdir.

     Avrupa’da 1700’lerden itibaren Sepoy denilen askeri süvari birlikleri oluşturuldu. Bu birlikler Uzak Asya’da da kullanıldı. Bu nedenle, ben subay sözünün sipahi ve ondan dönüşen sepoy sözüyle bağlantılı olabileceğini sanıyorum. Selçuklularda ordu komutanlarına sipah-sâlârân deniliyordu. Bunlar, sipah-sâlârân-ı leşker olarak da biliniyordu. Selçuklularda serheng (=çavuş) ve serheng-i buzurg (=büyük çavuş) sınıflandırması vardı. Serheng-i buzurg’lar sipahsâlâr’dan sonra geliyordu. Sipah sözü Karahanlılardan bu yana biliniyordu ve İrani bir terim idi. Selçuklular döneminde Farsça ser-leşker statüsünün sü-başıların üstünde bir unvan olduğu sanılmaktadır. Sü-başılar, Ser-leşkere ve Amir Spahsalar unvanını taşıyanlara bağlı konumdaydılar (İsmail Hakkı Uzunçarşılı, “Osmanlı devleti teşkilâtına medhal”, İstanbul 1941, s.113, 116). Ayrıca, ‘sü-başı’lar Selçuklu devrinde bir kısım vilayetlerin başına getirilerek, söz konusu vilayetlere “sü-başılık” denildi. Sonraları ordu kurumunda başı sözüne benzer unvanlar kullanılmıştır: Onbaşı, yüzbaşı, binbaşı gibi. Albay, Miralay (=alay beyi) sözünden devşirmedir. Yarbay ise, albayın yardımcısı diye bilindiğinden ‘yardımcı’dan kısaltılarak yar-bay denilmiştir. Sü-başı, unvanını su-başı ile karıştırmamak gereklidir. Bir zamanlar şehrin su ihtiyaçlarıyla ilgili ve yetkili kimseye su-başı deniliyordu. Asya’da Türkçeyle akraba dillerde subay sözüyle karşılaşmadım. Ahmet Vefik Paşa’nın “Lehçe-i Osmanî” sözlüğü ile Şemseddin Sami’nin “Kamus-ı Türkî”sinde de subay sözü yer almamaktadır.

     Asker karşılığındaki sözünün içtiğimiz sıvı olan su ile karıştırılması fonetik benzerlikten kaynaklanmıştır. O zamanlar Türkler su yerine sub ya da suw gibi sözler kullanıyorlardı. Türkçede kullanılan “su uyur düşman uyumaz” atasözünün aslının ‘ (=asker) uyur fakat düşman uyumaz” olduğu son zamanlarda dillendirilmektedir. Bunun doğruluğundan emin değilim. Bu sözün çok önceleri söylendiğine ya da şeklinde belirtildiğine ilişkin kaynaklar mevcut değildir. Asker hiçbir zaman toplu olarak uyumaz. Bu nedenle, belirtilen sözün bildiğimiz su ile ilgili olabilir. Suyun gece durgunmuş gibi görünmesine işaret edilmiş olabilir. Askerin her an tetikte olmasını özendiren bir sözdür. Reşit Rahmeti Arat, Türkçedeki (=asker) sözünün Çinceden geçtiği yolundaki görüşlere rağmen bu geçişin belirlenemediğini öne sürmüştür (Reşit Rahmeti Arat, “Eski Türk Şiiri”, TTK Yay., Ankara 1965, s.389). Kimileri de Çincede bu sözün soü ya da şö diye telaffuz edilmesi gerektiğini, oysa, Türkçede diye okunduğunu ileri sürmüştür.

    İstanbul’un Samatya semtindeki Azerbaycan göçmenleri arasında ‘bekâr,tek, eşşiz, çocuksuz” karşılığında subay denildiğini Derleme Sözlüğünden öğreniyoruz. (DS, TDK, İstanbul 1978, X/3687). Tuncer Gülensoy, Türkçede subay sözünü Moğolca subay/suvay [=yıl boyunca bir tay (ya da dana) doğurmamış dişi hayvan (inek, kısrak vb)] sözüyle ilişkilendirmektedir. Gülensoy, subay sözünü Kırgızca subay [yavrusuz (hayvanlar hakkında)] sözüyle de bağlantılı görmektedir. Ancak, burada sözü edilen subay kelimesinin askeri statü olan    subay’la bir ilişkisi olamaz. Gülensoy da bunu kabul etmektedir (Tuncer Gülensoy, “Köken Bilgisi Sözlüğü”, TDK Yay., Ankara 2007, s.811). Bununla birlikte, Gülensoy’un askeri bir unvan olan subay sözünü Eski Türkçe (= asker) ve bey (>bay) ile ilişkilendirmesine şüpheyle yaklaşıyorum. Çünkü, tarihte bu adın hangi dönemde, hangi beylik ya da devlette kullanıldığına dair bir bulgu söz konusu değildir. Böyle olunca subay sözünün sepoy (<sipahi) sözüne benzetilerek ya da ondan esinlenilerek uydurulmuş olduğu sonucu ortaya çıkar.