29 Mayıs 2026
Kısır, verimsiz, yavan, bayağı, niteliksiz, değeri düşük, cinsi bozuk, kaba, yabanıl; sürülmemiş ve ekilmemiş (yer); kısır ve erkek davardan oluşan sürü, yazın kırlarda bırakılıp otlatılan davar sürüsü. Orta Çağda Türkçede kullanılan yoza (=kısır kalmak) sözcüğünden gelmektedir. Bu sözcüğün Orhon Yazıtları’nda geçen yabız (=kötü, fena) sözcüğüyle ilişkisi olası görülmektedir. Yoz sözcüğü Bulgarcaya da intikal etmiştir. Bulgarcada yoz sözcüğü ‘kısır, kısır hayvan sürüsü’ karşılığındadır. Yoz gül sözü ‘katmerli olmayan gül’ü ifade etmektedir. Türkmencede yoz (=kısır) ve yozul (=kısırlaşmak) sözcükleri biliniyor. Kıpçakçada yozla sözcüğü ‘koyunun kısır kalması’nı belirtiyor. Şavaklılar arasında ‘kısır koyun’a yoz deniliyor. Bir başka varsayıma göre yoz sözcüğü Orta Çağ Türkçesindeki boz (=yıkmak, bozmak) sözcüğüyle ilişkilidir. Ancak aynı çağdaki Türkçede kullanılan yod (=bozulmak, mahvolmak) sözcüğüyle ilişkisi güçlü bir olasılıkla öne sürülmektedir. XV. yüzyıl sonrası Osmanlı kaynaklarında yoz sözcüğünü sıklıkla görülmektedir. Bir kısım yörelerde ifade edilen yoymak yüklemi ‘bozulmak, yabanileşmek, silmek’ karşılığındadır. Buna göre yoy ile yoz sözcüğü arasında bir münasebet aranmaktadır.